|
Haber listemizde yer almak
isterseniz mail atmak için tıklayınız!
|
Makaleler
|
HAYIR
diyebilir miyim?
Genelde
hayır demekten korkuyoruz. Karşımızdaki kişi kırılacak
ya da o kişiye ayıp olacak diye hayır demek yerine evet
diyoruz ve kendimize saygısızlık ediyoruz. Hayır dediğimiz
zaman o kişinin bizi negatif şekilde yargılamasından
korkuyoruz. İmajımızın bozulmasından korkuyoruz, diğer
insanların bizimle ilgili ne diyeceklerden korkuyoruz. Çünkü
günlük hayatımızda kullandığımız maskenin kırılmaması
lazım, bu maskeyi iyi korumamız lazım yoksa gerçekten
kim olduğumuzu görebilirler. Biliyoruz ki tüm insanlarda
pozitif ve negatif yönler vardır ama sadece pozitifleri göstermeyi
ve görmeyi seçiyoruz. Öyle ki kendimizi bu şekilde alıştırıp,
kandırıyoruz ve kendimizle ilgili negatiflerimizi göremiyoruz
ve onları en derinlerimizde bastırıp saklamaya çalışıyoruz,
çünkü bu negatifler bizi korkutuyor. Bu sefer rahatlamak
için yargılamaya başlıyoruz. “Bak o kişi ne kadar kötü
birisi, ben böyle değilim, ben sadece iyilik yapıyorum…”
Ve biz de bu sistem içinde kayboluyoruz. Yargılarken farkında
olmadan değerimizi yükseltiyoruz, kendimizi kandırıyoruz
ve rahatlıyoruz ve asıl diğer insanlar üzerine, yüzleşmek
ve görmek istemediğimiz negatifleri projekte ediyoruz,
evet bu şekilde rahatlıyoruz. Maalesef bu şekilde davrandığımız
zaman kendimizle hiçbir zaman mutlu olamayız, rahatlarken
bile kendimizi kandırıyoruz, derin bir rahatlama yerine yüzeysel
bir rahatlama yaşıyoruz. Ve esasında uzun vadeli düşünürsek
kendimize daha kötü bir gelecek hazırlıyoruz çünkü
kendimizden ve gerçeklerden kaçıyoruz. Kendi içimizde
halletmemiz ve kabul etmemiz gereken noktalarımızı daha
da fazla kapatıyor, örtüyor, görmemeyi seçiyor ve kaçıyoruz.
Diğer insanlar bizi olduğumuz gibi görecekler
tehlikesinden ve korkusundan negatif yönlerimizi daha daha
derinlere bastırıyoruz. Evet, hayır derken maskemiz düşüyor,
çünkü hayır kelimesini kullanmak cesaret ister! Peki,
kendinize sordunuz mu bu pozitif ve negatif yönler kime göre
ve neye göre pozitif veya negatif? Acaba bizim gördüğümüz
eğitim ve terbiyeye göre mi bir şey iyi ya da kötü
olur? Bir şeyi iyi ya da kötü diye değerlendirirken, bu
değerlendirme sadece bize göre değil mi? Diğer taraftan
toplumsal etki altında olduğumuz için, bu toplumsal etki
ülkeye, kültüre ve dine göre de değişir. Başka birisi
için negatif düşündüğümüz şey pozitif olamaz mı?
Başka bir ülkeye göre bu davranış iyi ya da kötü değişmez
mi? Peki, burada kim haklı çıkar? Esas kimden korkuyoruz,
sadece kendimizden mi? Acı çekmekten mi korkuyoruz? Yüzleşirsek,
evet içimizde parlak ve aydınlık olmayan bölümler,
konular göreceğiz ve keşfedeceğiz. Derinden rahatlamak
ve iyileşmek istersek içimizdeki bu bölümleri saklamak
ve bastırmak yerine alıp, kabul etmek ve sevgi göndermek
daha doğru olacaktır. Onlardan özgürleşebilmek için görmek,
kaçmamak ve kabul etmek tek çözümdür. Çocuklarımıza
bir bakalım, çocuklar kırılmasın veya üzülmesin diye
her şeye evet desek, çocuklara yardım edebiliyor muyuz?
Öyle yaparak, hem onlara, hem kendimize yardımcı olamıyoruz.
Bu anlayış ile bakarsak hayır demek daha kolay gelmez mi?
Kendinize
saygı duymak ve ona göre davranmak en doğal hakkınızdır.
Birisi sizi beğenmeyecek olursa belki ona yardımcı
olursunuz, bu anlayışı anlatabilirsiniz. Ve duymak
istemese bırakın, sadece ona dua edin, bu anlayışı
anlamasını dileyin.
Laurence Isselée |
|
Terapist olmak
Hatırlayın, neden terapist olmayı seçtiniz ve istediniz? Sizi bu yol
üzerine ne itti, amacınız neydi? Hayatınızın amacını unutmadınız,
değil mi? Neden bu yola girdiğinizi ve ne yapmak istediğinizi
kendinize sormayı unutmadınız, değil mi? Neden terapistsiniz?
Amaçlarınızdan birisi mutluluğu bulmaktı değil mi? Belki bu yol
üzerinde ilerlerken bazen karanlık ve acı zamanlardan geçtiniz.
Belki bu anlardan geçerken birileri size el uzattı ve sizi
aydınlattı. O küçük sönmeyen umut noktasını parlattı ve içiniz
tekrar hayatla dolmaya başladı. İşte bu noktayı paylaşmak istediniz.
Siz de diğer insanlara yardım etmek istediniz fakat belki
yanı başınızda bir tuzak belirdi: En büyük tuzak ‘kendini unutmak’.
Fakat belki siz de bu tuzağa düştünüz.
Ve düşerken tekrar kendinizi unuttunuz. “Fedakâr olmam lazım,
kendimi mafedebilirim, önemli değil ama fedakâr olmam lazım.” Türk
toplumda zaten yaygın bir düşüncedir. Ayrıca bu şekilde davranırsam
diğer insanlara göre iyi bir insan olacağım düşüncesi de var. Peki,
siz kendiniz üzerinde çalışmaya devam etmezseniz, nasıl diğer
insanlara bu aydınlıkları verebilirseniz ki? Sizde, kendi içinizde,
bu mutluluk, bu denge ve bu aydınlık görülmüyorsa gerçekten iyi bir
terapist olabilir misiniz? İnsanlar, sizden yansıyan o aydınlığı
görürlerse, sizi model olarak alırlar ve kendilerini gerçekten ve
içten değişmeye yönlendirirler, farkındalıklarını açmaya ve tekrar
hayatları ile ilgili önemli sorular sormaya başlarlar. Terapistler
için en önemli nokta, kendilerini de unutmamak ve kendi üzerlerinde
çalışmaya ve derinleşmeye devam etmek olmalı çünkü onlar birer
örnekler aslında. Kendilerinden kaçmama konusuna dikkat etmeliler,
çünkü çoğu zaman terapistler insanlara yardım ederken aslında
farkında olmadan kendilerinden kaçabilirler, ne kolay.
Amacımız neydi? Bir bebek gibi esnek, huzurlu, mutlu, isteklerini
anlatabilen birisi ama farkında olmadan; tıpkı bir balığın denizde
yüzdüğünü farketmemesi gibi bu denli doğal özümsemek. Nasıl ki bir
balık denizin farkında değilse biz de tekrar farkındalığımızı açıp
bu doğallığı yakalayarak bir bebek gibi yaşamalıyız tamamen mutlu
ama farkında. Ve tabii ki bu noktayı yakalayabilmek için kendi
üzerimizde çalışmamız lazım. Kendinize şu soruyu sormaya davet
ediyorum: Yardım ettiğiniz herkes iyi olursa ama siz derinlerde iyi
değilseniz, ne işe yaradı? Evreni bir bütün olarak görüyorsak,
evrendeki bütün parçalar çok önemlidir, çok değerlidir. Bir parça
iyi olmadığında, hasta olduğunda evren de hasta olur Ve siz de
evrenin bir parçasısınız, Siz de çok önemli ve değerlisiniz Ve diğer
insanlara yardım edebilmek için, kendinizi unutmamalısınız.
Laurence Isselée
|
|
Farkındalık
Farkındalığımız arttığı zaman,
dengeli, bilinçli ve sağlıklı yaşamın kapıları
bize açılır, hayat kalitemiz
yükselir, ilişkiler düzelir ve çevremiz pozitif bir şekilde
etkilenmeye başlar. Farkındalığımızı yükseltebilmek için;
Yoga,
Reiki,
EFT (Emotional Freedom Techniques),
Meditasyon, Bedenimizi Tanıma,
Gevşeme,
Nefes Teknikleri veya Pozitif
düşünme gibi teknikler bize yardımcı olacaktır. Sağlığımız
sadece bizim elimizde fakat bu günlerde kendimizden çok
uzaklaştık, kendi kendimizi yeterince tanımıyoruz.
İyileştirebilme yeteneğimizin
olduğunun farkında bile değiliz.
Tam olarak düşüncelerimizin
farkında mıyız?
Düşüncelerimiz hayatımızı ne ölçüde etkiler?
Olumsuz düşüncelerin vücudumuzda
ki bir çok hastalığa neden olduğunun farkında mıyız? Olumlu
düşündüğümüz zaman, neşe ve mutluluk hormonları;
olumsuz düşündüğümüz zaman
adrenalin gibi hormonları salgılarız.
Yetersiz nefes almak ve doğru
nefes almamak, gerilim, yorgunluk, korku, depresyon gibi
olumsuz sonuçlar doğurur, sağlıklı düşünmemizi engeller.
O zaman fazla güç harcamamız
gerekir. Yetersiz nefes
vermek ise, bedeni stresten ve toksinlerden yeterince
temizleyemez. Nefes ve duygular bağlıdır.
Korku nefesi keser, doğru şekilde
nefes alırsak korku azalır!
Öfke nefesi hızlandırır, nefesi yavaşlatırsak, öfke azalır!
Acı hissederken nefes alacağımıza
nefesi tutarız! Bedenimiz bütün ilaçlara ve bilgilere
sahiptir. Sadece doğru
şekilde kullanmayı bilmiyoruz.
Duygularımızı bastırıyor, yanlış
besleniyor, yetersiz egzersiz yapıyoruz, stres içinde
boğuluyoruz. Strese o kadar
alıştık ki, bazen stresin farkında olamıyoruz.
Hep bir şeylere yetişmek için
çabalıyoruz.
Kendimizin ve başkalarının
problemlerini taşıyoruz ve susuyoruz. Kendimize yetersiz zaman
ayırıyoruz. Kendimize zaman
versek bile kendimizden kaçmaya devam ediyoruz.
Tam rahatlayamıyoruz.
Kafamızı tam boşaltamıyoruz.
Böylece kendimizi daha çok yormaya
devam ediyoruz. Bazen çok
yorgun olsak bile rahat uyuyamıyoruz.
Tabii ki bedenimizin belirli bir kapasitesi var.
Bu şekilde yaşamaya devam
ettiğimiz sürece, bağışlık sistemimiz zayıflar, tıkanır ve bir
gün hastalanırız. O günde
yine kendimizi zayıf görüp kendi kendimize kızarız.
Neden hayatımızdan huzuru,
mutluluğu, barışı, dengeyi, güveni ve sağlığı
uzaklaştırıyoruz? Ve her zaman hatırlamalıyız ki farkındalık
Arttırma Teknikleri ile yaşam kalitemizi arttırıyoruz.
Bu teknikler; kendimizle barışık,
fiziksel, zihinsel, ruhsal olarak sağılıklı ve zinde olmamızın
anahtarıdır.
Laurence Isselée |
|
|